Yayınlarımız > Değişim Yönetimi

Akın Arslan, 15.04.2008Bilgi Çağında Değişimi Yönetmek

Bilgininin hızla küreselleşmesi ve teknolojik etkilerle ekonomideki sınırların ortadan kalkması, bizleri baş döndürücü bir değişim süreci ile karşı karşıya bırakmıştır. İletişim ve ulaştırma olanaklarının hızla geliştiği Dünyamızda ekonomik gücü ifade eden bilinen paradigmalar yerinden oynamıştır. Küçük fikirler dev sanayilere dönüşebilmiştir: Google, Facebook, Youtube, Microsoft, Starbucks, Ipod, Nokia bunları başarabilenler arasındadır. Minicik fikirler alanlarında niş yaratarak milyarlarca dolarlık hacimlere ulaşmışlardır. Fakat o minicik fikirler çok sağlam öngörülere dayanmıştır. Google bugün "bilgi erişebilirliği"nin merkezi olabilmenin farkını erken keşfettiği için 220 milyar doları aşkın piyasa değeri ile ABD’nin beşinci büyük şirketi haline gelmiştir. Google artık bir zamanlar dünya devi olan General Motors'un değerinden 10 kat, dünya ilaç devi olan Pfizer'in piyasa değerinden 30 kat daha büyük bir değere sahiptir. Howard D. Schultz’ın kurucusu olduğu Starbucks, insanlara "gerçek kahve keyfi"ni yaşatma öngörüsünden hareketle bugün dünyanın en yaygın hızlı tüketim zincirlerinden birisi haline gelmiştir. Starbucks, şubat 2008 tarihi itibariye 2.5 milyar dolarlık cirosu ve tüm dünyada 15,806 noktada hizmet veren satış noktaları ile artık pazarda bir aktördür.

Ülkemiz şirket ve kurumlarında dış belirsizliklerin bertaraf edilmesi ve bu rekabetçi ortamda etkinliğin sürdürülebilmesi, yönetim süreçlerinin etkinleştirmesine ve potansiyel yaratıcılıkların ortaya çıkarılması için fırsatlar yaratılmasına bağlı olacaktır.

21'inci yüzyılda organizasyonlarda gerçek verimliliğe ulaşmanın tek yolunun "İNSAN"dan daha etkin olarak faydalanabilme gerçeği olduğu artık tartışmasız kabul görmektedir. İşletmelerin gerçek sermayesi "İNSAN"dır. Pazardaki var olma savaşlarında ayakta kalabilmek için farkı yaratmak zorunda olduğumuz gerçeğinin artık herkes farkındadır. Dünyadaki değişimlere ayak uydurabilmemizin sırrı "İNSAN"ın içindeki dinamikleri uyandırmaya bağlı olacaktır. Bu dinamikler onu daha yaratıcı ve üretken yapacaklardır.

Unutulmamalıdır ki; gelecekte pazardaki var olma savaşlarında son sözü yine ileri teknolojiyle donatılmış "İNSAN" söyleyecektir.

21'inci yüzyıla damgasını vuracak kavram "DEĞİŞİM" olmaya devam edecektir. Değişimin etkin olarak yönetimi ise geleceğin yöneticilerinin ve onların yönettikleri organizasyonların hayatta kalabilmesinin tek şartı olması beklenmektedir. Gelecekteki mücadele değişimi kontrol altına alma mücadelesi, bu savaşın başrol oyuncusu ise insanın bizzat kendisi olacaktır.

Değişimi kontrol altında tutmak ve değişime hükmetmek için değişimin kaynağı olmak, değişimi yaşamak için onu ve yeniliklerini takip etmek, değişimi inkar etmek için ise aklını yitirmek ya da intihar etmek gerekir. Değişim tam anlamı ile kontrol altına alınamasa bile en azından yaşanmak zorundadır. Aksi takdirde onu inkar etmeye çalışmak, organizasyonları ve kurumları ölüme götürecektir. Gelecekte güçlü marka imajını yakalayabilmemiz ve bunu sürdürebilmemiz dünyada yaşanmakta olan değişimi yönetenler arasında bulunmamıza bağlıdır.

21'inci yüzyılda değişim iki boyutta kendini gösterecektir. Birincisi teknolojik boyutudur; kullanılan teknolojinin sürekli olarak kendini yenilemesini ve buna ayak uydurulmasını ifade eder. İkinci boyutu çok daha önemlidir. Teknolojiyi kullanan İNSAN ve ORGANİZASYON'un düşünsel, fiziksel ve psiko-motor alanlardaki değişimini ve bu süreci ifade eder. Son derece kritiktir. Teknolojinin eğer onu etkin kullanan insan yoksa hiçbir şey ifade etmeyeceğini unutmamak gereklidir. Örgütsel değişim ve teknolojik değişim birbirine paralel bir şekilde artış gösterirse işletmelerde değişime bağlı radikal dönüşümler gerçekleşebilir. Değişimin bu safhasını "değişimin kurumsallaşması" olarak adlandırabiliriz. Geleceğin dünyasında uzun süre hayatta kalabilmenin sırrı bu alandan kopmamakta yatmaktadır. Her iki boyutta da önemli bir gelişme olmuyorsa organizasyonun bir süre sonra kişilerden kaynaklanan ciddi bürokratik baskılara maruz kalması kaçınılmaz olacaktır.

Bu düşünce ışığında bir taraftan geleceğin teknolojilerine adapte olma ve teknoloji üretme yönünde faaliyet göstermemiz gerekirken, diğer taraftan yoğun bir şekilde yönetim sistemlerimizi etkinleştirmek ve her kademedeki personelimizi bu konuda eğitmek için büyük bir gayret göstermek zorundayız. Özellikle "İnsan"ı ön planda tutan yönetim felsefelerinin organizasyonlarımız içinde kalıcı bir şekilde yerleşmesinin temelinde "organizasyon kültürü yaratmak" olduğun bilincinde olmamız önemlidir.

Organizasyonlarda çalışan herkesin aynı inanç etrafında toplanabilmesi, herkesin katıldığı ortak bir kültürün yaratılması ile mümkün olabilir. Organizasyon kültürü görünür değildir fakat bazı değerler onu görünür yapmaktadır. Kültür gerçeklerle inşa edilir; inançlardan, değerlerden ve normlardan oluşur. Çalışanlar, organizasyon içerisinde kabul edilebilir davranış standartlarını öğrenirler. Paylaşılan organizasyon kültüründe çalışanlar, ortak hissetme, düşünme ve yaşama tavrı içindedirler.

Geleceğin organizasyonlarında, dinamik ve sürekli kendini yenileyebilen bir organizasyon kültürü yaratabilmek için, her seviyede etkili ve ilke merkezli Liderliğin kurumsallaştırılması, lokomotif rol üstlenecektir.

Gelecekte var olabilmek için sürekli iyileşmek, iyileşebilmek için değişime hazır olmak, bu süreci kurumsallaştırabilmek için ise her seviyede yetkin, etkili ve ilkeli liderler ve yöneticilere sahip olmak gerekmektedir.

Geleceğin organizasyonlarında gerçek yönetsel başarı liderlik uygulamalarının etkinliğine bağlı olacaktır. İlke merkezli yaşamak, liderliği sahip olunan makamın gücünün dışına çıkarıp ona göreceli bir değer katacaktır. Çalışanlar liderlerine hayran olacaklar, adeta onlara tapacaklardır. Bu durum ancak sahip olunması gereken ilke ve değerlerin yönetim sürecinde taviz verilmeksizin kullanılması ile gerçekleşecektir.

Yönetim otoritelerine göre üçüncü bin yılda ilerlerken ayakta kalabilecek organizasyonlar, rakiplerinden daha hızlı ve daha etkili öğrenen organizasyonlar olacaktır. Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk, bunu yıllar öncesinden ne güzel ifade etmiş:

Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı ihtiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar. Günümüzde bu yönetim tarzı önce insana değer vererek başarıyı hedef almaktadır. Tepede bir yönetici ve 1000 tane de çalışanı varsa 1001 tane beyin işin içine girer, bunların birer de kalbi olduğunu düşünürsek, 1001 tane beyni çalışan ve gönlünü bu işe vermiş, katılımlı bir yönetim ortaya çıkar. Bir kuruluş ne kadar yatırım yaparsa yapsın, eğer insana değer vermiyorsa başarıya ulaşamaz.

Bütünü oluşturan birim değerli değil ise, bütün, değerini bulamaz.

'Bilgi Çağında Değişimi Yönetmek ' sayfasını yazdır Sayfayı Yazdır